SON DAKİKA

Sabiha Sefer’in yeni yazısı: ‘İstihare’

Bu haber 14 Şubat 2017 - 9:41 'de eklendi ve 1.111 kez görüntülendi.

Köşe yazarımız Sabiha Sefer’in yeni yazısı yayında.

İstihare, iyi bir niyetle, gelecekten bilgi almaya, bilinmeyen bir şeyi öğrenmeye, niyet edilen veya girişilecek bir işin hayırlı olup olmadığını anlamaya, önemli bir kararı uygulamadan önce ilahi makamlara danışmaya yönelik amaçlarla uyarıcı rüya görmeyi duayla talep etmedir.Bu bilgi edinme yöntemi İslamiyet’e özgü değildir, antik çağdan beri kullanıldığı bilinmektedir. İstihare metodu eski Yunanca’da egkoimesis, Latince’de incubatio adını almıştır.

Yöntemin uygulanması kısaca şöyledir:

Uyumadan önce, bilgi veya uyarıya ilişkin yardım talep edilen konu saptanır ya da hiçbir konu belirlenmeden kendiliğinden bir uyarıcı rüya görülmesi talebinde bulunulur. Talebe cevabın geleceği kesin değildir, cevap gelmeyebilir veya cevap gelir, fakat kişi rüyasını hatırlayamaz ya da yanlış yorumlayabilir.

Görülen rüya, tam manasıyla uyanmadan evvelki, göz kapaklarının henüz kapalı olduğu safhada hatırlanmaya çalışılır. Hatırlamaya çalışma sırasında tam uyanmamak için, göz kapakları açılmamalıdır.

Rüya tüm ayrıntılarıyla hatırlandıktan sonra hemen kalkılır ve rüya yazıyla kaydedilmeye çalışılır.

Daha sonra rüyanın gerçekten sahih (uyarıcı) bir rüya mı olduğu yoksa sıradan bir rüya mı olduğu anlaşılmaya çalışılır. Sıradan rüyalar manevi veya maddi sorunlarımızla ilgili rüyalardır; örneğin aşık olunan kişinin kaybıyla çekilen acı çekilmesi, ticari bir teşebbüsün büyük zararla neticelenmesi, onur kırıcı bir hadise yaşanması, değerli bir şeyin kaybedilmesi gibi insanın ruhunda heyecan doğuran hallerden kaynaklanan manevi faktörlerin ya da diş ağrısı, mide rahatsızlığı, açlık, romatizma gibi bedensel hallerden kaynaklanan maddi faktörlerin söz konusu olduğu rüyalardır.Sahih (uyarıcı) rüyalar ise uyarıcı, bilgilendirici, geleceği bildirici rüyalardır.

Rüyanın sahih rüya olup olmadığını anlamada ölçütler şunlardır:

Sıradan rüyalarda hiçbir maksat yoktur. Gelişigüzel, karmakarışık ya da ipsiz sapsız şeylerdir. Uyarıcı rüyalar ise bir maksada yöneliktir, maksatlı bir düzenlenme mevzubahistir.

Sıradan rüyalar rüyanın cereyan ettiği andaki vücudun fizyolojik-patolojik haliyle (mesela ruhu sıkan veya sevinç veren bir sebeple) yakından ilgilidir. Uyarıcı rüyalarda bu durum mevzubahis değildir, insanın olağan halde bilmediği imge ve bilgiler içerirler.

Sıradan rüyalar tam uyuma veya uyanma esnasında oluşurlar. Uyarıcı rüyalar ise bir maksat ve plan dahilinde meydana geldiklerinden, bu maksadın yerine gelmesi için uykunun en uygun safhasında oluşurlar, yani uykunun her safhasında oluşabilirler.

Sıradan rüyalar beyindeki alelade ve maksatsız tesirlerin gayet yüzeysel, gelip geçici izlerine bağlı olduklarından açık seçik değildirler, karmakarışıktır, çabuk unutulur ve ruhta hiçbir derin etki bırakmazlar. Uyarıcı (sahih) rüyalar ise kaydedildikleri gibi, ruhta öyle sürekli ve derin izler bırakırlar ki, bazen aylarca ve yıllarca unutulamazlar. Bu son (dördüncü) fark, rüyanın sahih mi sıradan mı olduğunu anlamada en önemli ölçüttür.

Rüyanın sahih rüya olduğunun belirlenmesinden sonra, sıra rüyanın hangi meseleyle ilgili olduğunun belirlenmesine ve rüyanın yorumlanmasına gelir.

ABDÜLMUTTALİB’İN RÜYÂSI- ZEMZEM SUYU

Aradan yıllar geçti. Alnında parlayan Kâinatın Efendisine ait nûr, onun Kureyş’in reisliği makamına getirip oturttu. Sıcak bir yaz günü idi… Kâbe’nin yanındaki Hicr mevkiinde serin bir gölgede uyuyordu. Bir rüyâ gördü. Rüyâsında bir zât kendisine şöyle seslendi:
“Kalk, Tayyibe’yi kaz!” Sordu:
“Tayyibe nedir?”
Fakat, o zât sorusuna hiçbir cevap vermeden uzaklaşıp gitti. Uyanan Abdülmuttalib heyecanlı idi. “Tayyibe” ne demekti? Tayyibe’yi kazmak nasıl olurdu? Rüyâya bir mânâ veremeden merak içinde o gün geceyi geçirdi.
Ertesi gün, aynı yerde yine uykuya dalmıştı. Aynı adam tekrar göründü ve seslendi:
“Kalk, Berre’yi kaz.”
Rüyâsında şaşkına dönen Abdülmuttalib yine sordu:
“Berre nedir?”
Adam yine hiçbir cevap vermeden oradan uzaklaşıp gitti. Abdülmuttalib derin uykudan daha büyük bir merak ve heyecan içinde uyandı. Ne var ki, gördüklerine bir türlü mânâ veremiyordu. O gün ve geceyi de yine gördüğü rüyânın tesirinde geçirdi.
Ertesi günü idi. Yine aynı yerde yatıyordu. Aynı adam gelerek kendisine,
“Kalk,” dedi. “Mednûne’yi kaz.”
Derin uykuda, Abdülmuttalib, adama
“Mednûne nedir?” diye sordu. Ama adam yine cevap vermeden uzaklaşıp gitti.
Abdülmuttalib’in merak ve heyecanı son haddine ulaşmıştı. Üç gün üst üste gördüğü rüyânın boş olmadığım elbette biliyordu. Ama mânâsını anlayacak en ufak bir ipucuna da sahip değildi.
Dördüncü gün yine aynı yerde uykuya yatan Abdülmuttalib, aynı adamın geldiğini gördü. Adam bu sefer şöyle seslendi:
“Zemzem’i kaz!” Abdülmuttalib,
“Zemzem nedir, nerededir?” diye sorunca, adamın cevabı şu oldu:
“Zemzem bir sudur ki, hiç kesilmez, dibine erilmez. Hacıların su ihtiyacını onunla karşılarsın. O, Kâbe’de kesilen kurbanların kanlarının döküldüğü yer ile terslerinin gömüldüğü yer arasındadır. Alaca kanatlı bir karga gelip, orayı gagalar. Orada karınca yuvası da vardır.”

Uyanan Abdülmuttalib’in heyecanına bu sefer sevinç de katılmıştı. Çünkü, rüyâyı mânâlandırmak için ipucunu elde etmişti. Zemzem kuyusundan defalarca bahsedildiğini duymuştu. Fakat, onun yerini kimse bilmiyordu. Çünkü Cürhümlüler, Mekke’den düşman istilâsı önünden kaçarken, Kâbe’nin bütün kıymetli mallarını Zemzem kuyusuna atmış, kuyunun üstünü de toprakla bir edip, belirsiz bir hale getirmişlerdi. O zamandan beri Zemzem’in ismi var, kendisi yoktu. Abdülmuttalib, artık Zemzem’in yerini bulup kazmakla vazifelendirildiğini anlamıştı. Derhal araştırmaya koyuldu. Rüyâsında kendisine öğretilen yere gitti. Bu sırada alaca kanatlı bir karganın süzüldüğünü ve yere konarak gagası ile bir yeri karıştırdıktan sonra havalanarak göğe doğru yükseldiğini gördü. Abdülmuttalib’in sevincine diyecek yoktu. Senelerden beri gizli kalmış hayat bahşeden bir kuyuyu bulma ve ortaya çıkarma şerefine erecekti. Zemzem’in yerini tesbit etmişti ve sıra kazmaya gelmişti. Bu şerefi başkasına kaptırmak ve bu sırrı başkalarına açmak istemiyordu. Bunun için ertesi gün bir tek oğlu olan Hâris’i alarak tesbit edilen yere gitti ve kazmaya başladılar. Bir müddet devam eden kazı sonucu Zemzem Kuyusunun örülmüş duvar taşları ile bir dâire şeklindeki ağzı meydana çıktı. Abdülmuttalib sevinçliydi, heyecanlıydı. Âdetâ gözlerine inanamıyordu. Ama gözlerine inansa da, inanmasa da görünen bir kuyu ağzı idi. Tekbir getirmeye başladı: “Allahü ekber! Allahü Ekber!”

PUSULA GÖRMEK :

Geminin pusulasını görmek âlim, hâkim, vaiz, rehber ile yorumlanır. Geminin pusulasını arızasız ve mükemmel şekilde görmek o yer halkının âliminin hâkiminin vazifelerini adaletle yerine getireceklerine işarettir. Halkı dalalete düşmekten muhafaza edip doğru yola sevk edeceğine delalet eder. Pusulayı bozuk ve işlemez görmek bu yorumun zıddıdır. Bir gemi pusulası satın aldığını görmek âlimlerin halka rehberlik edeceklerine onları hidayete sevk edip doğru söze kulak vermeleridir. Pusulayı sattığını görmek vaaz ve nasihate kulak vermeyip dalalete düşmektir. Bir pusulayı kırdığını gören işlerini kendi eliyle bozar. Bozuk pusulayı tamir ve ıslah ettiğini gören işlerini ıslah ve tanzim etmeye muvaffak olur. Bütün pusulaların sağlam olması, dünya işlerinde ve ahrette doğru yolda olmaktır. Bozuk olması ise her işte yok olmaktır.

AYVA AĞACI GÖRMEK:

Rüyasında ayva ağacı gören çok yolculuk eder. Her çeşit mal biriktirir ve servet sahibi olur. Ticaretle meşgul olur. Temkinli, akıllı, zengin ve merhametli bir insandır. Bir rivayete göre güzel sözlü, hoş tabiatlı, iyi konuşan ve sohbetinden zevk alınan bir kişiye diğer bir görüşe göre de köle ve cariye satan esirciye işaret eder.

 MAYDANOZ GÖRMEK:

Rüyada maydanoz her mevsimde ve her suretle hayır ve menfaate işaret eder. Sararmış ve solmuş maydanoz nihayetinde şifa olacak hafif bir hastalıktır. Bir rivayete göre yemekte pişmiş maydanoz görmek sıhhatli bedene başka bir rivayete göre de hasta için pişmiş maydanoz görmek şifaya işaret eder. Çiğ maydanoz yediğini görmek bir kadından hayır görmeye fakat günahkâr ile mücadele edeceğinden bu hayırın devamlı olmayacağına işaret eder.

MEŞRUBAT İÇMEYİ GÖRMEK:

Bilinen bir meşrubatı içtiğini görmek hayır ve menfaate işaret eder. İlaç olarak ile birşey içtiğini görmek bedenin sıhhatine hastalıktan şifaya işarettir. Zararlı birşey içtiğini görmek malla beraber hastalığa işaret eder. Bir meyve suyu içmek o meyvenin yorumunda mensup olunan şey veya şahıstan hayır ve menfaat görmektir. Sade limon, turunç, ekşi nar ve koruk suyu içtiğini görmek hastalığa gam ve kedere işaret eder.

İSKEMLE GÖRMEK:

Rüya âleminde hanelerde oturulmak için kullanılan iskemleler, kadın ile yorumlanır. İskemlenin üzeri mefruş ise; yorum da daha iyidir. Buna dair rüyaların yorumu kürsü ve sandalyenin yorumu gibidir. Üst üste konmuş iki iskemlenin üzerine kendisinin oturduğunu gören ya iki zevce alır ya da ehli ve lâyık ise iki vazifede sözleşme eder veyahut izzet ve itibara zahmetsizce erişir. Bunlara müstehak olmayanlar için bu rüya iyi değildir. Gasilhane iskemlesi gören dinde fesat olur, dinine zarar verecek bir mevkiye gelir ya da faydalı, dindar veyahut baştan çıkaran günahkâr bir kadın ile izdivaç eder. Ya da çirkin bir emri getirmeye işarettir.

YEŞİM  TAŞI GÖRMEK:

Rüyada yeşim denilen taşı görmek dini bozuk, aslı kötü bir kadın ile yorumlanır. Bir çok yeşim taşı görmek bozuk ahlâklı fakat maldar bir kadın olduğuna işarettir. Kirmani demiştir ki rüya âleminde bir yeşim taşı bulduğunu veya aldığını gören nesli bozuk bir kadın ile izdivaç eder. Birinin kendisine yeşim taşı hediye ettiğini gören o kadının ahlâksız bir akrabası ile evlenir. Sahip olduğu yeşim taşının yok olduğunu veya onu attığını gören ahlâksız eşini boşar. Veyahut hanesinden red eder, kovar.

 TABANCA GÖRMEK:

Eski zamanda rüya yorumcusu bu rüyayı ufak madenî şeyler atan bir yay çeşidini dikkate almış ve tabancayı buna göre mukayese etmiştir. Eski zamanda büyük rüya yorumcularının devrinde tabanca yoktu. Rüyada tabanca görmek fena söz, gam ve hüzün ile yorumlanır. Elindeki tabancayı kullanmadığını fakat bununla kurşun atamadığını gören insanlara fena söz ve eziyet etmeye muktedir olduğu hâlde bundan sakınır. Kirmani’nin beyanına göre elindeki tabanca ile birine karşı kurşun attığını gören o kimseye iftira eder. Boş tabanca ile birine nişan aldığını gören iftira ile halkı tehdit eder. Tabancasının bozulduğunu veya kırıldığını gören halka iftira ve eziyet etmek ister fakat buna muvaffak olamaz.

MEŞALE GÖRMEK:

Rüyada bir sahrada etrafı aydınlatan ve halkın arkasından yürüdüğü meşale görmek halka faydalı bir kişiye veya ilimden faydalanılan bir âlime işaret eder. Meşalenin ışığı hidayettir. Devlet başkanı veya yardımcılarının adaletiyle hâkimin insafıyla zenginin cömert kalbiyle fukaranın selameti ile yorumlanır. Meşalenin sönmesi veya söndürülmesi devlet başkanının veya ilmiyle halkı aydınlatan âlimin vefatıdır. Bir rivayete göre adalet ve nimetin yok olmasına işaret eder.

AYI GÖRMEK:

Rüyada ayı görmek münafık, ahmak, düşüncesiz ve tedbirsiz bir düşman ile yorumlanır. Ayıya bindiğini gören devlet başkanı veya yardımcılarından menfaat görür. Ayı eti ve derisi düşman malıdır. Sütü korku ve endişe ile yorumlanır. Kirmani demiştir ki rüyada ayı görmek bedbaht, zekâ ve akıldan mahrum deli bir adamla ahmak bir adam ile yorumlanır. Ayıya bindiğini gören düşmanına galip gelir. Öldürmek de böyle yorumlanır.