HABER Mİ YAPIYORUZ, LANSMAN MI PAZARLIYORUZ?
Mono Elektrik

Lansmancı mısın, Gazeteci mi?

Gazetecilik ile halkla ilişkiler (PR) arasındaki çizgi, bugün hiç olmadığı kadar tartışmalı bir hale geldi.

Bir tarafta kamu adına soru soran, araştıran, sorgulayan ve gerçeğin peşinden koşan gazeteciler var. Diğer tarafta ise markaların, kurumların ve kişilerin itibarını yönetmek, görünürlüğünü artırmak ve kamuoyundaki algısını güçlendirmek için çalışan profesyoneller…

Her iki alan da iletişim dünyasının önemli unsurları. Ancak görevleri ve sorumlulukları aynı değil.

Tam da bu noktada sektörün üzerinde düşünmesi gereken kritik bir soru ortaya çıkıyor:

Lansmancı mısın, gazeteci mi?

Bu soru aslında yalnızca bir meslek tanımlaması değil; gazeteciliğin bağımsızlığı, güvenilirliği ve geleceği açısından ciddi bir etik sınavdır.

Gazetecilik, Hazır Metni Yayımlamak Değildir

Bugün birçok haber, daha gazetecinin masasına ulaşmadan hazırlanmış durumda.

Başlık hazır.

Metin hazır.

Fotoğraf hazır.

Hatta kullanılacak ifadeler ve haberin hangi yönünün öne çıkarılacağı bile belirlenmiş.

Gazetecinin önünde ise çoğu zaman yalnızca bu içeriği yayımlamak kalıyor.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Gazeteci, kendisine sunulan bilgiyi araştırmadan, farklı kaynaklarla doğrulamadan ve haberin diğer tarafına ulaşmadan yayımladığı anda gazetecilik yapmaktan uzaklaşıp bir içerik dağıtıcısına dönüşme riski taşıyor.

Oysa gazeteciliğin temel refleksi, kendisine anlatılanı tekrar etmek değil; anlatılmayanı araştırmaktır.

Gazeteci şu soruları sormalıdır:

Bana ne anlatılıyor?

Bana ne anlatılmıyor?

Bu haberin arkasında nasıl bir çıkar ilişkisi var?

Karşı tarafın görüşü ne?

Bu bilgi gerçekten haber mi, yoksa bir PR çalışması mı?

Gazeteciliği gazetecilik yapan tam da bu sorgulama refleksidir.

Lansman ile Haber Arasındaki Çizgi

Özellikle turizm, otomotiv, gastronomi, kültür-sanat, teknoloji, sağlık, inşaat ve iş dünyası gibi alanlarda lansmanlar, basın gezileri, özel davetler ve tanıtım organizasyonları medya ile sektör arasındaki iletişimin önemli araçları haline geldi.

Elbette gazetecinin bir ürünü, hizmeti, yatırımı veya organizasyonu yerinde görmesinde herhangi bir sorun yoktur.

Sorun, gazetecinin gördüğü ile yazdığı arasındaki mesafenin ortadan kalkmasıdır.

Bir lansmana davet edilen gazeteci, organizasyonun kendisine sunduğu bütün imkânları haberin bir parçası olarak görmek zorunda değildir.

Çünkü davet edilmek başka, haber yapmak başkadır.

Ağırlanmak başka, gerçeği aktarmak başkadır.

Bir markayla iyi ilişki kurmak başka, o markanın iletişim çalışanına dönüşmek bambaşka bir şeydir.

Gazeteci, kendisine sunulan imkânlardan yararlanırken bile mesleki mesafesini koruyabilmelidir.

Ağırlama Kültürü Nerede Başlıyor, Etik Sınır Nerede Bitiyor?

Gazetecilik ile PR arasındaki ilişkinin en fazla tartışılması gereken alanlarından biri de ağırlama kültürüdür.

Basın toplantıları, yemekler, otel konaklamaları, uçak biletleri, özel etkinlikler, basın gezileri ve çeşitli hediyeler…

Bu imkânların haber kararını, haberin tonunu veya gazetecinin kuruma yaklaşımını etkileyip etkilemediği mutlaka sorgulanmalıdır.

Çünkü gazetecinin asıl sermayesi bilgisayarındaki haber dosyası değil, itibarıdır.

Bir gazeteci, bugün aldığı bir ayrıcalığın karşılığını yarın haberinde vermeye başlarsa, artık ortada yalnızca bir etik problemi değil, güven problemi de vardır.

Okuyucu haber ile reklam arasındaki farkı anlayamaz hale geldiğinde kaybeden yalnızca gazeteci değildir.

Bütün medya sektörü kaybeder.

PR Kötü Değildir, Gazetecilik de PR Değildir

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

PR sektörünü gazeteciliğin karşısına koymak doğru değildir.

Halkla ilişkiler profesyonellerinin görevi; temsil ettikleri kurum, marka veya kişinin mesajını doğru biçimde kamuoyuna ulaştırmak, itibarını yönetmek ve iletişim stratejisi oluşturmaktır.

Bu onların işidir.

Gazetecinin işi ise bundan farklıdır.

Gazeteci, kendisine sunulan mesajı olduğu gibi aktarmak zorunda değildir.

Hatta çoğu zaman tam tersini yapmak zorundadır.

İddianın doğruluğunu araştırmalı, farklı kaynaklara başvurmalı, gerektiğinde eleştirmeli ve kamu yararını gözetmelidir.

Dolayısıyla sorun PR yapılması değil; PR ile gazeteciliğin birbirine karıştırılmasıdır.

PR, markanın hikâyesini anlatır.

Gazeteci ise o hikâyenin gerçekten haber olup olmadığını sorgular.

Gazetecinin Mesleki Omurgası

Bugün medya sektöründe en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey belki de teknoloji değil, mesleki omurgadır.

Yapay zekâ haber metni yazabilir.

Bir basın bülteni saniyeler içinde hazırlanabilir.

Bir etkinliğin fotoğrafları dakikalar içerisinde yüzlerce medya kuruluşuna gönderilebilir.

Bir PR ajansı aynı anda onlarca platforma içerik servis edebilir.

Fakat hiçbir teknoloji, gazetecinin "Bu doğru mu?" sorusunun yerini tutamaz.

Gazeteciliğin geleceğini belirleyecek olan da budur.

Gazeteci, kendisine sunulan içeriğin cazibesine kapılmadan haberin arka planını araştırabiliyorsa gazetecidir.

Eleştirel soru sorabiliyorsa gazetecidir.

Gerektiğinde "hayır" diyebiliyorsa gazetecidir.

Bir haberin karşılığında çıkar beklemiyorsa gazetecidir.

Ve en önemlisi, herkesin alkışladığı yerde bile yanlış gördüğünü söyleyebiliyorsa gazetecidir.

Asıl Soru: Kimin Tarafındasın?

Gazetecilikte tarafsızlık, hiçbir görüşe sahip olmamak anlamına gelmez.

Gazetecinin tarafı bellidir:

Gerçeğin ve kamu yararının tarafı.

Bu nedenle gazetecinin bir marka, kurum, belediye, şirket, siyasi yapı veya herhangi bir kişiyle kurduğu ilişki, mesleki bağımsızlığının önüne geçmemelidir.

Çünkü gazeteci ilişki yönetmez; haber yönetir.

PR profesyoneli markanın itibarını korur.

Gazeteci ise toplumun bilgi edinme hakkını korur.

Bu iki görev birbirine karıştırıldığında, ortaya gazetecilik değil, kurumsal iletişimin farklı bir biçimi çıkar.

İtibarın Kaynağı Alkış Değil, Güvendir

Medyanın en büyük problemi bugün yalnızca ekonomik baskılar, dijitalleşme veya sosyal medya değildir.

En büyük sorunlardan biri de güven kaybıdır.

Okuyucu, izleyici ve takipçi artık bir haberin gerçekten gazetecilik ürünü mü, yoksa bir tanıtım çalışmasının medya görünümü mü olduğunu sorguluyor.

Bu sorgulama giderek büyüyorsa, medya dünyasının da kendi içindeki sınırları yeniden konuşmasının zamanı gelmiştir.

Gazeteciler PR'dan yararlanabilir.

PR profesyonelleri gazetecilerle iletişim kurabilir.

Markalar medya ile ilişki geliştirebilir.

Ancak bütün bu ilişkilerin üzerinde bir çizgi vardır:

Gazetecilik etiği.

O çizgi kaybolduğunda haber ile reklam, gazeteci ile lansmancı, kamu yararı ile marka çıkarı birbirine karışır.

Ve geriye yalnızca bir soru kalır:

Lansmancı mısın, gazeteci mi?

Bu sorunun cevabı, aslında gazeteciliğin geleceğine verilen cevaptır.

Çünkü gazetecilik; davet edilmek, ağırlanmak, görünür olmak veya ayrıcalık kazanmak değildir.

Gazetecilik, gerektiğinde bütün bu konfor alanlarını geride bırakıp gerçeğin peşinden gidebilmektir.

Ve unutulmamalıdır:

PR kendi işini yapacaktır. Markasını parlatacak, itibarını yönetecek, hikâyesini anlatacaktır.

Gazetecinin görevi ise o hikâyeyi alkışlamak değil, haber değeri taşıyıp taşımadığını sorgulamaktır.

Çünkü gazetecinin en değerli ayrıcalığı bir lansmanın davetli listesinde yer almak değil, okuyucusunun güvenini kazanmaktır.

 

endeep yatay

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!